Yazı

Sarkaçlı Saat

Yaşı otuzun üstünde olanlar hatırlarlar. Eskiden duvarlarımızda asılı olan saatlerdi onlar.  Altlarında saatin boyundan büyük sarkaçları vardı. Sarkaç bir sağa bir sola çıt çıt sallanır dururdu. Sarkaç düzenli bir şekilde sallandıkça saat hep doğru zamanı gösterirdi. Sarkacın dinamiği bir sebepten bozulursa o zaman saat bozulmuş olurdu. Saatteki mekanizma arızalarından kaynaklanırdı bu bozulma. İşin ilginç olan yanı ise saat çalışırken sarkacın hep aynı hızda ve ivme de  sağa sola hareketi idi. Sarkaç görevini aynı ivmede hareket ile yapardı. Bu, saatin dengesi olurdu doğru zamanı göstermesi için.

İnsan da bir sarkaçlı saat gibidir işte. İnsan böyle bir sarkaç gibi aşkla akıl arasında gider gelir. Asıl olan bu ikisini dengede tutmaktır. Birleştirebilmektir. Bu ikisi arasında bağ kurmaktır. Aşkı, Allah’tan Aşk var kitabımızda anlatmaya çalıştık.  Her şey, eşya, cozmoz yada canlıda kendi fıtratında aşk yaşar. Canlılar içinden insan da her şey gibi aşka ihtiyaç duyar. Bedenin yeme içmeye ihtiyacı gibi ruhun da aşka ihtiyacı vardır. Ruhun aşkı vuslattır. Vuslat, doğa ve evren yasaları ile akıl, mantık, sağduyu, vicdan yoluyla insanları iyiliğe yönelten olgudur. Vuslat kelimesinin sözlük anlamı ve İslam daki anlamı olmak üzere 2 tür anlamı vardır. Vuslat sözlük anlamı olarak "kavuşma (Sevgiliye kavuşma)" anlamı taşırken İslamiyet'te vuslat; Allah'a ulaşarak O'nunla birlikte olma hali anlamına gelmektedir. Vasl, visal, vüsul kelimeleri de vuslat ile aynı anlamdadır. Vuslat halinin zıddı ise hicrandır. Hicran ise, Özlenen, sevilen bir yerden ya da bir kimseden ayrı kalma, ayrılık manasındadır. Nefsin durumu da hicrandır. Sorun nefsin hicran olduğunu bilmemesindedir zaten. Nefsin tezkiyesi hicrandan vuslata erdirmektir. Ruh, nefsin vuslatının olabilmesindeki zıt eşidir. Yaratılış kaynağı aynı nefs tir. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için orijinal olana nefs, ruhun üflenmesinden sonra olana nefis diyerek anlatmaya çalışacağız. Ruh nefsin sırat-ı müstakim için olan anlama ve “oku”ma yeteneğidir. Nefis ve ruhun bir bedende olması, can dır. Bir bedene can verilmesi nefs (nefis ve ruh) verilmesidir. Nefis, akla ruh, aşka delalet eder. Nefis madde, ruh maveviyattır. Sarkaçlı saatin iki ana dişlisi nefis ve ruhtur. Sarkaç ise iradedir, seçme hakkıdır. Sarkaç aşk ve aklı dengede tutarak, nefsin vuslatına ve ruhun hasletine şehadet eder. Şahitliğini sürekli devinim sağlayan dengesi ile yapar. İrade, insanın doğruyu yanlıştan ayırarak, yanlışa dahi doğru bilgi ile muamele etmesidir aslında. Aklın, delili olduğu nefisi hidayete yürütmek için doğru bilgiye, epistemolojiye ihtiyacı vardır. Epistemoloji, bilginin doğası, kapsamı ve kaynağı ile ilgilenen felsefe dalıdır. Nihayetinde şöyle diyebiliriz. Nefsin hidayeti, aklın epistemolojisi ile aşkın “oku”nması sonucunda ahsen-i takvim olan insanlaşmadır. Ruh hidayetin merkezidir. Aşk ve akıl, nimet olarak, lütfen Rahman’dandır. Saat hükmündeki insan fıtratı, akıl ve aşk dişlilerinin intizamlı çalışarak irade sarkacına doğru ivme vermesidir. Akıl ve aşk ta doğruyu aramamak saatin dişlilerinde bazı dişlerin olmaması demek olur ki, bu durumda saat doğru çalışamaz. İrade sarkacı ivmelenmesini sağlayamaz. Sonuçta zamana sahip olamazsınız ancak zaman nehrinde akıp giden çöp parçası gibi olursunuz. Halbuki zamana hükmetmek, akıl ve aşk ile akıp giden zaman nehrin üzerine salat barajları kurarak fizik ve metafizik enerjileri nefise, ruhtan vakumlayarak nefs olan orijinali yakalamaya çalışmaktır. Özellikle günde beş vakit ve gece duruşlarında Kur’anın özü ve özeti olarak ve dua niyetine okuduğumuz fatiha, akıl ve aşk çerçevesinde inceleyebiliriz. ‘Hamd Alemlerin rabbi, rahman ve rahim, din gününün sahibine aittir’ kısmı aşk, ‘yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz’ kısmının akit ve irade, ‘bizi sıratel müstakime ulaştır, sıratel müstakime ulaştırdıkların gibi, yoldan çıkan ve sapıtanların değil’ bölümünü de akıl olarak düşününce aşk, akıl ve irade yi sarkaçlı saat modeliyle eşleştirebiliriz. Rabbimiz, asla değişiklik olmayan Sünnetullahında, kader-i ilahi ile   cozmozu insan faydasına vererek, insandan sarkaçlı saati çalıştırmasını istemiştir. Ruh ve nefis, ortaklaşa “okuyarak” ürettikleri akıl ve aşk ile nefsin mertebelerini aşar, dünya ve ahiretini hasenelere aday eder. Tüm bunların önü, içi ve sonu Allah’tır. O nedenle “ Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz” diye ayetleri zikrederiz. Ruhumuz O’ndandır ve nefsimiz O’nun elindedir. Bizden istenen  aşkın aklına uymamızdır. Yani ruhumuz nefsimizi sarmalıdır. Aklın aşkı ise nefsimizin ruhumuzu sarması olur ki, Yaratanını tanımaz yaratılmış, ego ve küfür sahibi nefis, şükür edemez. Şükrün zıttı küfürdür. Ve Bir yürekte iki sevgi nasıl olsun? Nefisi, ruh ile nefs etmeye çalışmalıyız ki, ahlakı tamamlamak için gönderilen Hz. Muhammedin ayak izlerine basabilelim. Böylece yüreğimizde tek sevgi olsun, aşkın aklı olsun ve sarkaçlı saat doğruyu göstersin.           

Akıl zaten  bağ değil midir? Aşk ta vuslattır. Aşkın aklı vuslatta Allah’a kul olmaktır. Aşkını aklına bağlayan kul olur. Akılsızlar bağ kuramaz ve vuslatı hayal dahi edemez. Allah ile inşa olmayan akıl, yaratılış gayesi olarak ömrü Allah’sız geçirir. Allah’sız olmak, Allah’tan ayrı kalmak değildir. Allah Rahman’dır çünkü tüm yarattıklarına. Allah’sız kalan  dünyada  O’nun merhametinden yararlanır. Ama esas rahmet dönüşü olmayan o günde en büyük lütuf olacaktır. O zaten aklınızı kullanın diye hitap ederken, aklın aşk ile inşaasını bize teklif etmektedir. Aşkı da ruh diye üflemiştir zaten. İşte insanoğluna ezeldeki en büyük lütuf budur. Sözümüzü kinaye ederek neticelendirelim. Dünyada iken yağ,un,şeker,su,ateş herşey var. Helva yapacaz. Bu helva ahiretteki yemeğimiz olacak. Aksi takdirde sonsuz bir açlık. Bunca nimet doymak var aç kalmak için değil. Tasarruf ettiğimiz nimetleri tasavvur etmeliyiz. Tasavvur kaynağımız Kur’an ve onu yaşayan Resulallah’tır. Diğer kaynaklar imtihanın sorularıdır ancak. Cevap anahtarı fıtrata nefs olarak yüklenmiştir. Hesap günü sorulara verdiğimiz yanıtların cevap anahtarı ile puanlandırılmasıdır. 'Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter’ (İsra 14)

Bahadır Çimenler/ Issız Ömürlere Hisseler kitabından alınmıştır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !