Yazı

İslam doğma DEĞİLDİR!

Çevremde sıkça duymaya ve maalesef görmeye başladığım bu konuyu, iyiliği göster ve kötülüğü men et çerçevesinde kaleme almak farz oldu.

Öncelikle etik olmadığı gibi yersiz de olan bir iki noktanın altını çizmek istiyorum.

İsminin önünde bir unvan yazıp (biz ünvanı değil ünvanı kullanan kişiyi kastediyoruz) kendi aklının ürettiği, konuştuğu albenili kelimelerle ve aklınca delillerle başka insanlara dayandırarak topluma, doğrusu ancak ve ancak budur diye dikte edilen, o kişiye ait olan söylemlerin,  eğitim kurumlarında , münazaraya kapalı bir monologda  kibir ve haset ile konuşulmasından duyduğum rahatsızlığı belirtmek istiyorum. Esasen, Bu tür yaklaşımların tamamının egoist, kasıtlı ve ideolojik olmasından kaynaklanıyor.  Bir yerde bu üç haseti görüyorsanız bilin ki orada eksik, hatalı ve hatta tamamı yanlış olan bilgilerle inşa edilmiş bir dogma vardır. Hele ki bu unvan sahibi ”yetkin” kişi kendi ideolojisi dışında her türlü fikri,  pragmatik, ütopik buluyor ve karşı çıkıyorsa hatta emellerini siyaseten araç olarak ta kullanıyorsa, akıl sahibi olduğunu iddia eden hangi insan fütursuzca ve sorgulamadan o diyorsa bu böyledir, doğrusu budur diyebilir. Bu davranışı sergileyenin , bu dogma sahibinin tüm çabasıyla ve aklıyla ulaşabileceği son tarihsel bulgu,  dogmatizmin kurucusu Aristoteles olur. Ne yapmış bu Aristoteles? Belirgin biçimde çıkışı Tanrı'nın sözü kavramı ile olmuş ve ortaçağda Aristoteles'in sözü kavramına kadar varmıştır. Örnek vermek gerekirse, Orta Çağ Hıristiyan kültüründe herhangi bir kuralın gerçek sayılması için Aristoteles’in söylemiş olması yeterli sayılıyordu. Aristo, düşünce yetisinin ve karakterin erdemlerini sıralayabilecek Tevrat bilgisine sahip olmasına karşın, dini sadece kendi uluslarının ilan eden hahamların en tepede iktidar sahibi olduğu , dejenere edilmiş ve dini istismar edenlerin halkı dogmatik bir şekilde idare ettiği M.Ö 380’lerde yaşamış ve sözleri Tevrat ayeti sayılmış felsefeci bir insandır.  Dogmatizmin zorunlu sonucu zorbalıktır, zira farklı düşüncelere, perspektiflere yer olmadığı gibi, dogmatizmde deneyle kanıtlama da kabul edilemezdir. Özellikle ortaçağda dogmatizm zirve noktasına ulaşmıştır; deneylerle kanıtlanamayan kurallar, engizisyon işkenceleriyle kanıtlanmaya çalışılmıştır. Örnek vermek gerekirse, dogmatizm, masum kişinin ateşe atılsa bile yanmayacağı inancına varmış, bundan da ateşe atılınca yanan kişinin suçlu olduğu sonucu çıkarılmıştır.

İnak(dogma) ile inan arasındaki fark , inan’ın asla kanıtlanamayacak olanı kabul etmesi, inak’ın ise herhangi bir yetkiye bağlanan bir veriyi kanıtlamış olarak kabul etmesidir.

Şimdi bizim unvan sahibi “yetkin” kişimizin aslında dogmanın ne demek olduğunu bilmediği  sonucunu çıkarabiliriz. Şöyle ki, Kendisi ister ‘İslam dogmadır’ desin ister ‘felsefe dogmadır’ desin her iki iddia da sadece kendi inşa ettiği aklının mutlak doğru diye kabul ettiği kişisel teorileri olmaktan öteye gitmemektedir.

Burada islam dogmadır diyen “yetkin”e şunu sormak lazım. İslamı okudun da akıl erdiremedin mi yoksa okumadın da atıp tutuyor musun? Okumayıp ta öğrenilmiş veya öğretilmiş çaresizlikteki bilgilerinle, kişiyi daima araştırmaya, sorgulamaya ve sorumluluk sahibi yapmaya çalışan İslami öğreti (Maalesef öğreti deyince bazıları daha kolay anlıyor), Allah’ın ayetleri, delilleri dogmadır diye yaftalamak ancak akli melekelerini sübjektif kanıtlara dayandırıyorsun demektir. Yok okumuş olduğunu ama şahsi menfaatlerine uymadığı için hayatına geçirmediğini söylüyorsan o zaman da kör, sağır ve kalpsiz olmak gerekir. Yaşadığın hayatı bir meşe ağacının gözünden görerek anlıyorsun demektir.

Felsefe dogmadır diyen “yetkin” kişiye gelince. Bu zevat İslamı Kuran’dan okuduğunu Resullullahtan öğrendiğini veya ulemanın sözüne itibar ettiğini söyler. Zaten sadece ulemaya itibar edenin,İslam dogmadır diyenden farkı yoktur. İnanç kişilere bağlı olamaz. Kişilere bağlı inanç putperestçe bir yaklaşımla aracılı iş yapmak olur ki, Tevhid e taban tabana zıttır. İslamı öğrendiğini iddia eden zaten tevhide karşı gelemez. Peki ne yapmış olur bu kişi? İkiyüzlülük. Münafıklık. Resulullahtan öğrendiğini söyleyen zaten Kuran’a uymak zorundadır. Kuran’ın yürüyen hali olan Hz. Muhammed, manası tüm zaman ve ötesini, mekanların üstünü kapsayan İlahi kelamın yeryüzünde yemek yiyen, yürüyen, sevinip üzülen kısaca insan olan, seçilerek temizlenmiş üstün faziletli ve ahlaklı peygamberdir. “Yetkin” kişimiz ne peygamberinden ve ne de Kitabından, yaratılmış her şeyin Allah’ın ilim ve iradesi dışında olamayacağını öğrenememiş olacak ki , her hangi bir düşüncenin, olayın, davranışın vb.  bir insan veya zümrede sonuçlanacağı kanaatine varmış.  Yani o da diğer “yetkin “ kişimiz gibi hata ve yanlışlarla inşa ettiği aklına güvenmiş.

Her iki “yetkin” kişimizde -endişelenebiliyorsa hala- endişelenmesinler. Akılları, yeniden inşa etmeye uygun, programlanabilir bir yapıya sahip. Doğru kaynak, evrenin görünebilen ve bilinebilen tüm yaratılmışları ve tamamını içinde hem de isteyen için sır olmayan bir şekilde barındıran ve size adeta kollarını açmış bekleyen Allah kelamı Kuran, Karşılığını Kuran’da bulacağınız her peygamber sözü ve davranışı ile ulemanın Resulullah ve Kuran’a uyan yorumlarıdır.

Herşeyi yaratan Rabbin ‘islamı din olarak seçtim’ ihtarına rağmen, ‘Nimetimi Tamamladım’ dediği Kuran ilk günkü gibi ellerimizin altında iken bir kürsüye çıkıp ta yandaş bir tavırla ‘islam dogmadır, felsefe doğmadır’ gibi  Allah’tan koparılmış düşünceler sizi ancak bu hayatta yaşarken el üstünde tutturabilir. Ancak Unutmayın Son kez eller üstünde bir kutuda çıkacağınız yolculuk ta var. Hadi vakit geç olmadan dünyalık ve sonu bağlanamayan konularda çekişip durmaktan vazgeçin. Yeni yetişen nesilleri de sizler gibi dogmatik yapmayın.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !