Yazı

Aktüel bir şerh edelim dedik!

Camiye, orduya, eğitime, kurumlara, devlete kısacası hayatın her yerine “din” sokmuşlar. Bunlar dini, nefislerini şeytana satmış olarak anlamışlar. ” Oku Kitabını, hesap görücü olarak nefsin yeter. İsra 14. “ denildiğinde hepimiz anlarız bu uydurulan din neymiş. Allah’ın dini, anlasanız da anlamasanız da hayatın, var olmanın kendisidir. Camide, orduda, eğitimde, kurumlarda, devlette hayatın her yerinde, vicdanlarda, nefislerde, akıllarda Allah’ın dini var. Siz hala daha şeytanın dinini mi kullanıyorsunuz? “Allah katında din, İslamdır. Al-i İmran 19”  Müslüman “ Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Fatiha 4” sözünü yalnız Allah’a bilen ve yaşayandır. Henüz nefes alırken, yol yakınken aklımızı başımıza alalım. Mesele, mezhepçilik, ırkçılık, cemaatçilik partizanlık, şuculuk buculuk değil. Hak ve batılın mücadelesidir. Kişilerden topluma, toplumlardan insanlığa dünde,  bugünde, yarında bu aynı mücadeledir. Darbe ve cemaatcilik olayları insanlık fitne puzzlenın sadece bir parçasıdır.  Allahu teala, özellikle at izinin it izine karıştığı durumlarda Allah’a inanan akıl sahiplerinin Kur’ana sorarak doğru ve yanlışı ayırt etmeleri, kimin münafıklık, kafirlik emareleri gösterdiğini anlamaları, kendileri, aileleri, toplumları ve insanlık için hayırlı olana tabi olmaları, imtihan için yaratıldıkları bu dünyadan yüzünün akı ile rablerinin karşısına çıkmaları  için Kur’an da Darb-ı meseller anlatmıştır. Bunlar hikaye falan değildir. Darb-ı meseller, hayatın her anında Allah’ın olduğunu, müdahil ve yaratıcısı olduğunu gösterdiği örneklerdir. Darb-ı meseller, İslam tekamülünün son ve nihai noktası olan Kur’an ın, kendisine tabi olanlara gösterdiği akıl zirveleridir.  Ancak darb-ı meseller asla müneccimlik veya gaybden haber verme olarak  nitelendirilemez. Bu amaçla kullanan şeytanın esiri ve akıbeti cehennemlik olanlardır. Allah’ın evi, iman yuvası diye gittiğimiz camileri , peygamber ocağı dediğimiz orduyu, halkın devamlılığı için gerekli kurumları, vatan ve özgürlüğün dayanağı devleti , beden içerisinde metabolik durumundan çıkıp abartılı çoğalan ve zarar vererek ölüme götüren kanser hücreleri gibi hücrelerinden temizlemek için Darb-ı mesellerin anlatımları çok dikkate değer önem arz etmektedir. Vücutta sinsi ve çoğu zaman belirsiz oluşan, kripto kanser gibi, devlet içinde de önceleri anlaşılamayan ancak 2. Evrede yakalanabilmiş bir durumdur paralel devlet.. 2. devre kanserde,” hastalık, lenf düğümlerine doğru ilerleyerek yaklaşmıştır. Bu aşamada ameliyatla iyileşme şansı devam etmektedir” dendiği gibi bu paralel devlet o aşamada ifşa olmuştur. Nasıl ki hiçbir belirti vermeyen kanserin ilk aşamasında başka bir sebep ile doktora gider, hasbel kader testler yaptırır ve kanser olduğunuzu öğrenir ve tedaviye başlarsanız, 28 şubat, 17-25 aralık, gezi ve son kalkışma olayları da bu doktora gitme ve testler yaptırma gibidir. İlahi kader tecelli etmiştir. Allah yarattığını başıboş bırakmaz. Kendi yolunda olanlara, bazen şer gözükenlerde hayır vererek, bazen direk hayırlar yaratarak destek olur. Bu konuda da oluyor ve olacaktır inşallah.

Fetö,pkk,daeş gibi örgütlerin yapıtğı fiziki, akli ve inançsal terörizm, Kehf suresinde zikredilen zülkarneyn meselinin içinde bir aşama gibidir. “Üst akıl” bünyesindeki    Yahudi ve devamında Hristiyan temayülüne uyan, tek dünyalık yaşama ideoljisinde insanlar üreten, var olmanın merkezine Allah’ı değil de insanı koyan, çiçeği böceği aşk, sadece namazı orucu din sayan akıl tutulmasında  mezhepleşen, cemaatleşen, guruplar oluşturan işte tamda bu yaşadığımız şeylerdir. Meseldeki ayetlerde dediği gibi; güneşin battığı yerdeki kara balçık içinde bulunanlar adaletle hakka uygun olarak değerlendirilecek ve sonunda at izi it izinden bu noktada ayrılacaktır. Ancak o çok yakın olan ve zamanını Yalnız Allah’ın bileceği son saate kadar hak ile batıl savaşı çeşitli mecralarda devam edip duracaktır. Kah güneşin doğduğu yerde kah iki sed arasında ye’cüc ve me’cüc e karşı veya başka bir şekilde. Biz Müslümanlar yani İslam olanlar için en önemli nokta Hakkı Haktan bilmemiz, öğrenmemiz gerektiğidir.  Birisi çıkıp Allah birdir dese, O KİŞİ DEDİ DİYE ona inanmayın. Birincisi Allah’ın birisinin söylemesine ihtiyacı yok, nereye baksanız O’nun bir,tek,ehad,vahid olduğunu görürsünüz.. İkincisi Şah damarımızdan yakın olan, kalplerdekini bilen Allah ile engelsiz ulaşabilirken araya girmeye çalışan,şeyh, şıh, hoca, ebeveyn, arkadaş vb. kendisini ne zannediyor da aracılık ediyormuş. Büyümüş te ilahcık mı oluvermişler? Üçüncüsü,  dini anlamayı, Kur’an ı anlamayı sadece işin erbabına bırakın diyenler veya erbabı anlar ancak diyenler peygamberlerin dahi hesaba çekileceğini okumadılar mı Kur’an dan. Onlar bile hesap verirken, bizler, hepimiz Kitaptan ve nefislerimizden hesap verecek iken topu taca atmak maçı kazandırmayacak. Mürşidi yaratılmışlardan olan kişi, Yaratan ben size başka ilahlar edinmeyin demedimdi deyince ne cevap vereceksiniz?  Kendini bilen Yaratanını bilir. Yaratanını bilmek isteyen yarattıklarına bakar ve görür. Kimi evren kitabına, kimi insan kitabına kimi indirilmiş Kur’an kitabına kimiside bunlarda birden fazlasına bakar. Zaman nehrinde yaşayıp dururken, her işte Allah varken, dini anlamaya vaktim yok diyenlere de bir çift sözümüz var.  Siz o yaptığınız her ne var ise yani işiniz,aileniz, keyif aldıklarınız veya almadıklarınız, uykunuz, yemeniz, içmeniz, düşünmeniz, akıl etmeniz, sevmeniz sevilmeniz, bedeniniz, psikolojiniz, hakkında bilgi sahibi olduğunuz yada olmadığınız her ne var ise bunların hepsinin sayamayacağınız Allah’ın nimetleri olduğunu, nimetler olmasa olmayacağınızı, kendi başınıza bile olamayacağınızı, yok olacağınızı,o har vurup harman savurduğunuz pek kıymetli vakti yaratanın Allah olduğunu  da mı düşünmüyorsunuz da vaktim yok diyebiliyorsuz. Vaktinizi planladığınız ve irade ettiğiniz aklı veren kim? Hadi dilleriniz inandım diyor da vakit bulamıyorsunuz ya, o sığ bıraktığınız dimağlarınıza sorun bakalım sorabilirseniz, kendisi neyi yaratmaya muktedirmiş. Zamanı geri alıversin de hatalarını düzeltiversin zaman yaratarak. Ya da bütün insanların açıklayamadığı gaybı çözümleyiversin.  Neymiş o halde, kişi kendisi bile kendi başına bir hiç olmasını engelleyemezmiş. Ancak Allah yapar, düzenler, yaratır, izler, hükmeder, ölçer ve rahmet edermiş. O halde O’ndan başka kimi mürşit edineyim. O’nu da, O’nun anlattığı Kitaplardan ve O’nun resulünün yaşamından feyz alarak mürşid edinmeliyiz. Diğer yollar çıkmaz sokaktır. Ayrıca Kur’an ı metodsuz, yöntemsiz boş zamanlarda okumak, yalnız Arapçasını anlamadan okumak, doğru çevrilmemiş meallerden okumak, mealleri tek kaynaktan okumak, tefekkürsüz okumak, öğrendiğini hayatına geçirmeden okumak, yanlış inşa edilmiş akılla okumak-ki bunun için aklınızı imha edip yeniden bilgi, tasavvur, akıl ve eylem sıralamasında yeniden inşa etmelisiniz- Kur’anı anlamaya Kur’andan başlamadan -kültür, fıkıh, hadis, rivayet kitaplarından başlayarak –okumak- gerektiğinde O sizi pozitif bilimlere zaten yöneltir- akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. Bu size sadece yorgunluk ve bıkkınlık getirir. Oysa siz Kur’anı severseniz oda sizi sever, hem de katlarıyla birlikte. Siz Allah’ı severseniz O sizi zaten Rahman  olarak seviyor. Rahiym olarak sevmesinin muhteşemliğini siz hesaplayın. İşte Allah bu sevgisi içinde kitabında her şeyi tek tek yazmıştır, kainat ve insan kitaplarında da göstermiştir. Zülkarneyn meseli de bunlardandır. Bu gün yaşadığımız olaylara Kur’an penceresinden Yani Allah’ın gör dediği yerden bakanlar, O yoldan çıkanları yüzlerinden tanırlar ve kendilerinin yollarını etüt edebilir, sırat-ı müstakime uydurabilirler. Sadece şuna dikkat edin İmam Şafinin dediği gibi: Fitne zamanı hakkı tutanı nasıl anlarız? Dedi ki: Düşman okunu takip edin, o sizi Hak ehline götürür. Çünkü düşman aslında hakka ok atmak ister. Yani Kur’ana, İslama uymayan işler yapar. Peki siz Kur’anı bilmezseniz kim ona uymuş kim uymamış nereden bileceksiniz? 

Sözün özü, mevcuda şükredin, imtihanlara sabır edin, hidayeti ümit edin. Yoksa, aklınızı hak için kullanmazsanız, beşer geldiğiniz-beşere hayvanları da dahil ediniz- dünyadan beşer olarak bile ayrılamayabilirsiniz. Bildiğiniz tüm kötü anlamlı tanımlamalar beşerin de altındadır. Bizlerin de görevi yaratılmış her şey gibi yaratılış amacımıza uygun yaşamaya çalışmaktır. Akıl, irade ve ve kendini ifade etme yeteneği olan beyan nimetleri ile biz diğerlerinden net bir şekilde ayrılırız. Bu özellikler insanı Ahsen-i takvim yapar. Camiye, orduya, eğitime, kurumlara, devlete kısacası hayatın her yerine sokulan din Allah’ın dini olamaz. Ahsen-i takvim olabilecek insan yalnız Allah’a kul olur ve secde eder. Halka nüfuz etmeye çalışan kanserli hücreleri de yine bu özellikler ile bertaraf edebilir.  Yüce Allah, kulaklarımızın, gözlerimizin ve kalplerimizin üzerinden engelleri kaldırsın inşallah. Hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği versin. Vesselam.

B.Ç / 05.08.2016

             

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !